Login

Lost your password?
Don't have an account? Sign Up

Yalnızlık ve Endişeyle Baş Edebilir Miyim?

Yalnızlıkla ilgili binlerce şiir yazılmış, şarkı söylenmiş, herkesçe farklı tanımlamalar yapılmıştır. Bana göre yalnızlık özgürlüğün doğduğu evdir, ancak kendimizi kötü sevdiğimizde bir zindana dönüşür.

Çoğu insan “yalnız olduklarını anlama korku”ları yüzünden kendilerini asla bulamazlar. Bu korkunun temelinde kendimize dair farkındalığımızı yitirme endişesi yatar. İnsanlar yalnız kaldıklarında sınırlarını yitirmekten ve kendilerine yön verecek hiç bir şey bulamamaktan korkarlar. 


Kişinin çevresinde başka insanlar olmadığında o kişi kendi içsel kaynaklarına ve içsel gücüne başvurmak zorundadır ve işte günümüzde insanların geliştirmeyi eş geçtikleri şey de budur. Bu yüzden yalnızlık çoğu insan için hayal mahsulü bir şey değil başlı başına gerçek bir tehdittir.


Yalnız kalmaktan duyulan bu derin korkunun bir diğer sebebi de toplumumuzun sosyal kabul görmeye verdiği değerdir. Beğenildiğimiz takdirde mali başarı ve prestije ulaşacağımıza inanırız. Sosyal kabul görmek bir başka deyişle beğenilmek yalnızlık hissini uzak tuttuğu için son derece güçlüdür. Özellikle son dönemlerde hayatımıza giren sosyal medya ve dijital platformlarda yer alan beğen butonu bunun klasik ve net bir kanıtıdır. Bir düşünceyi, içeriği, insanı başarılı bulmak adına ne kadar beğeni aldığını kıyas eder hale gelen toplumumuz maalesef ki yalnızlığın kabulünü güçleştiriyor. Açıklık getirelim, yalnızlığı kabul eden kişi illa ki yalnız olan kişi değildir. Yalnız kaldığı anlarda da yaratıcı üretkenlikle hayatına devam edebilen, ilişkilerinde sevgiyi ve yaratıcı eylemi eksik bırakmayan kişidir. Yalnızlıklarını inkar eden insanlar ise ne kadar birbirlerine yaslansalar da sevmeyi öğrenmelerini sağlayacak bir temelden mahrum oldukları sürece önünde sonunda daha da yalnızlaşmaya mahkumdurlar. Yalnızlığın üstesinden gelebilmek ancak yalnızlığın açıkça kabullenilmesiyle mümkündür. Endişelerimizle açık bir şekilde yüzleşirsek, yalnızlığımızı anlama ve kendimizi kabul etme yolundaki ilk adımı atmış oluruz. 


Çoğu ruhsal bozukluğun temelinde biyolojik ya da genetik bir neden olmadığı sürece insanın kendini kabul edememesi ve kendine yabancılaşması yatmaktadır. 

〰️Depresyon ile yalnızlık arasında iki yönlü bir ilişki vardır. İlki depresyon nedeniyle hastaların yalnız kalmaya eğilimli olması, ikincisi ise kimsesiz kalmanın yarattığı psikolojik etki nedeniyle insanların depresyona girmeleridir.
〰️Depresyon yaşayan kişiler çoğu zaman toplumdan ve sosyal ilişkilerden uzak dururlar. Mutsuzluk, ilgi istek kaybı, yaşamın anlamını yitirmesi ve diğer depresyon belirtileri hastaları diğer insanlardan uzaklaştırır. Başka bir deyişle depresyonlu hastalar depresyon belirtileri nedeniyle sosyal ilişkilere katılmazlar fakat depresyonun iyileşmesiyle birlikte yine eski sosyalliğine geri dönerler. Diğer yandan çeşitli nedenlerle yalnız kalan ya da yalnız olduğu hisleri yaşayan kişiler depresyon yaşamaya yatkındırlar.

〰️Sosyal anksiyetesi olan insanlar toplum içine girdiklerinde yaşadıkları ve yaşayacaklarını düşündükleri kaygı nedeniyle toplumdan uzak dururlar. Sosyal anksiyetenin ileri düzeylerinde insanların evden çıkamadıkları da görülebilir.

〰️Yalnızlık hissi olanlarda özellikle alkol olmak üzere madde kullanım bozuklukları görülebilmektedir.


Kendini ve yalnızlığı kabul zor bir süreç olduğunu ve kendimize ait değerleri oluşturmanın da kolay bir yolu olmadığını biliyoruz.. Ancak yaratıcı çalışma ve sevgi içinde diğer insanlarla ilişkilerimizi kuvvetlendirerek yalnızlığın bizi korkutan tarafından kurtulmamız mümkündür. Bireyselliğimizi tamamlayan böyle bir yalnızlık bizi sağlıklı toplumsallığa götürecek olan yolun temelini oluşturur. Yalnızlıkla yüzleşip onu kabul ettikten sonra toplumsallaşma daha kolay gerçekleşir ve ruh sağlığımıza koruyucu etki eder.

Sorumuzun cevabı evet. Nasılına gelince; gelişiminizin farklı krizleriyle doğrudan yüzleşerek, bağımlılıktan özgürlüğe yönelerek, kapasitenizi ortaya koyup yaratıcı çalışma ve sevgi aracılığıyla kendinizi çevrenizdeki insanlarla ilişkilendirerek yalnızlık ve getirdiği endişe duygusuyla sağlıklı bir yoldan baş etmiş olursunuz.

Bunca insan yalnızken neden bunca insanın da yalnız olduğunu anlamış ve bu döngüyü kırmak için elinizi güçlendirmiş olursunuz. Yalnızlığa anlayışla kucak açtığınız, onunla yakın ve gerçek bir bağ kurduğunuz sürece aslında bu durumun düşündüğünüz kadar endişe veya korku verici olmadığını anlayacaksınız. Yalnızlık korkunuz yüzünden yalnızlığı uzak tutmak için harcadığınız içsel ve fiziksel enerjiyi diğer insanlarla sevgi temelli ilişkiler geliştirmek için harcadığınızda bu sevginin yine kendinize döndüğünü göreceksiniz. Burada da bir döngü çıkıyor karşımıza ama bu sefer canlı, parıldayan bir döngü. Yalnızlığın döngüsünden sevginin döngüsüne bir yola çıkmaya davet ediyorum herkesi!

Ünlü düşünür Kierkegaard der ki: “Yola çıkmak endişeyi çoğaltmaktır; yola çıkmamaksa kendini kaybetmektir… Ve en üst anlamıyla yola çıkmak kendi benliğinin farkına varmaktır.” Yolunuz açık olsun!

Call Now ButtonHemen Ara