Login

Lost your password?
Don't have an account? Sign Up

Nevrozun Motor Gücü; Kaygı Nedir?

Nevroz nedir?

Nevroz; kaygıya karşı kurulan savunmalar ve çatışan eğilimler için çözüm arayıcı girişimlerin yarattığı ruhsal bir rahatsızlıktır. Nevrozlar yalnızca bireysel deneyimler tarafından değil içinde yaşadığımız özel kültürel koşullar tarafından da yaratılır. Kültürün birey üzerinde yarattığı etkiye ilişkin ayrıntılı bir bilgi olmaksızın nevrozu anlayamayız. Kültürel anlam katılmaksızın bireylerin nevrotik olduğunu söylememiz mümkün değildir. Nevrozu anlamak kültürü anlamaktan geçer. Nevrozların tanımlanabilmesi için psikolojik ve sosyolojik faktörlerin sırayla ve dönüşümlü olarak incelenmesi gereklidir. Çünkü hem sosyalojik hem de psikolojik faktörler nevroz oluşumunda karşılıklı etkileşim içerisinde devam ederek ilerler.

Normalden sapma ne zaman nevroz olarak adlandırılmalıdır?

Nevroz normalden sapmayı içerir ancak belli bir kültürdeki ortak yapıdan saptığı zaman nevroz olarak adlandırılmalıdır. Tüm insanlık için geçerli olan normal bir psikoloji yoktur. Neyin normal olduğu ise hem kültürden kültüre hem de zamanın akışı içinde aynı kültürde farklılık gösterir. Örneğin; insan kırık bir bacağı hastanın kültürel temenini bilmeksizin teşhis edebilir, ama bize inandığı bazı olmayan şeyleri gördüğünü söyleyen Kızılderili çocuğu psikotik olarak adlandırırsak büyük bir riske girmiş oluruz. Kızılderililerin özgün kültürü içerisinde hayal ve halisülasyon görmek özel bir yetenek, ruhlarla gelen bir mutluluk olarak değerlendirilir. Buna sahip olan kişiler saygınlıkla donatılır ve bu saygınlığa ulaşmak için güdülenir. Ölmüş olan büyükbabasıyla konuşan kişi bizim içimizde nevrotik ya da psikotik olacaktır, oysa ölülerle kurulan iletişim bazı Kızılderili kabilelerinde tanınan bir iştir.

Nevrozların ortak özellikleri nelerdir?

Kültür ve bireysel deneyim farklılıklarını bir yana koyduğumuzda tüm nevrozlarda ayırt edilebilecek iki tipik özellik vardır: Tepkilerde aşırı katılık ve var olan yetenek ve becerilerle ulaşılan başarı arasındaki tutarsızlıklar. Tepkilerdeki katılık farklı ortamlara uygun esneklikten yoksun olma durumudur. Örneğin normal kişi kuşkucu olmasını gerektiren nedenler sezer yada görürse kuşkucu olur; buna karşı nevrotik kişi ortamı dikkate almaksızın ister kendi konumunun farkında olsun ya da olmasın her zaman kuşkucu olur.

Bireyin yetenekleri ile yaşamındaki gerçek başarıları arasındaki tutarsızlığın dış etkenler olmadığı durumlarda nevrozdan söz ederiz. Örneğin mutlu olmak için tüm olanaklara sahipken sahip olduğu hiç bir şeyden zevk almayan insanlar vardır. Bu noktada nevrotik bireyin kendi yoluna dikildiğini söyleyebiliriz.

Nevrozları neler yaratır?

Tüm nevrozlarda ortak temel etken kaygılar ve bunlara karşı olışturulan savunmalardır. Kaygı bastırılan dürtülere yönelik korkudan kaynaklanır. Nevrozun yapısı karmaşık olsa da, nevrotik süreci devreye sokan ve etkinliğini sürdüren motor güç kaygıdır. Kaygı tehlikeyle orantısız hatta hayali bir tehlikeye yönelik bir tepkidir. Korku ve kaygının sık sık birbiri yerine kullanıldığı görülür. Oysa korkuda tehlike açık ve nesnel iken, kaygıda gizli ve özneldir. Korku durumunda tehlike gerçeklik içinde vardır ve çaresizlik duygusu gerçeklik tarafından koşullandırıır; kaygı durumunda tehlike ruhsal etkenler tarafından yaratılır ya da büyütülür ve çaresizlik, kişinin kendi tutumu tarafından koşullandırılır. Yani kaygının yoğunluğu kişi için taşıdığı anlamla orantılıdır ve o kaygısının gerçek nedenlerini bilmez.

Kaygı duyduğumuz bir etkinliği yürütmek gerilim, yorgunluk ya da bitkinlik duygusu yatarır. Örneğin genellikle aşırı çalışmaya bağlanan birçok güçlüğün sebebi aslında işin kendisi değil işle ya da iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerle birleştirilen kaygıdır. Kaygı temelinde öznellik içeren bir korkudur. Bu öznelliğin yapısı dışarıdan ya da içeriden bir tehlikenin geldiği fikrine göre değişir, bazen de tamamen belirsiz olabilir. Mikroplardan gök gürültüsüne dek her şeye bağlanabilir. Kaygıyı ilgili kişi ya da durumdan koparmaya yönelik eğilimler vardır. Bunun nedeni ise eğer kaygı gerçekte ebeveynlerden biriyle, eşle, arkadaşla ya da benzer bir yakın ilişki söz konusu olan bir insanla ilgiliyse düşmanlığın kabullenilmesi, varolan otorite sevgi ya da benimsenme bağıyla uzlaşmaz olarak algılanmasıdır. Bu tür durumlarda düşmanlık tamamen inkar edilir. Birey düşmanlığını bastırarak inkar eder ve bastırdığı kendi düşmanlığını gök gürültüsüne yansıtarak karşısındaki insan tarafındaki herhangi bir düşmanlığı inkar eder.

Özetle kaygı kalp çarpıntısı ve yorgunluk gibi fiziksel rahatsızlıkların arkasına gizlenmiş olabilir, bizi alkol almaya ya da kendimizi her tüden dalgınlığa kaptırmaya iten gizli güç olabilir. Belli şeyleri yapmamanın, bunlardan zevk almamanın nedeni olarak sık sık kaygıyla karşılaşırız. Birey ne kadar nevrotikse kişiliği de kaygı tarafından o denli istila edilmiş ve belirlenmiştir. Canlılığına, zihinsel becerilerine, eğitimsel temeline dayanarak ondan yapmasını beklediklerimizi yapma yetisinden yoksun olacak ya da yapmayı düşünmeyecektir.

Kişilik nevrozlarında değişmez bir biçimde kaygı oluşumunun ilk çocukluk yıllarında başladığı ya da en azından temelinin o yıllarda atıldığı görülür. Yetişkin nevrozlarında karşılaşılan kaygının ise illaki çocukluk yaşantılarına dayandırılması zorunlu değildir. Elbette ki kaygı öteki unsurların yanında çocuklukta varolan özgün çatışmaları da içerecektir ama bilmeliyiz ki yaşamın ilerleyen herhangi bir evresinde bulduğumuz şey tekrar değil gelişmedir.

Kaygının oluşmasıyla birlikte bastırılan düşmanlığın zincirleme tepkilerle nevroza dek ulaşmaması için ebeveynler ne yapmalıdır?

  • Çocuğunuza gerçek bir cana yakınlık ve sevecenlik gösterin. Çocukların sevginin gerçek olmadığını açıkça hissettiğini ve uydurma gösterilerle aptal yerine konamayacağını söylemeye gerek yoktur. Ebeveynlerin çocuğa yeterli sıcaklık ve sevecenliği verme yetisinden yoksun olmalarının sebebi kendi nevrozlarıdır. Çoğu zaman bu temel içtenlik yokuğunu kamufle ederler, çocuk için en iyisini istediklerini öne sürerler.
  • Kardeşler arası kıyastan uzak durun. İlgi ve sevginizi eşit gösterin.
  • Haksız yere azarlamayın.
  • Aşırı bir ilgi ve küçümseyici bir reddetme arasında önceden kesitirilemez şekilde tutarsız davranmayın.
  • Verdiğiniz sözleri yerine getirin.
  • Çocuğun ihtiyacına yönelik geçici düşüncesizlikten en mantıklı arzularına ısrarlı biçimde engel olmaya çalışmayın, tüm ihtiyaçlarını zamanında ve yeteri kadar giderin.
  • Arkadaşlıklarını destekleyin.
  • Bağımsız düşünce biçimiyle gurur duyup bunu teşvik edin ve alaya yer vermeyin.
  • Kendi arayışının sanatsal, atletik ya da mekanik ilgisini destekleyin ve bu yönde gelişmesi için fırsatları değerlendirin.

Sonuçta tüm bunlar iradesinin güçlenmesi anlamına gelecek olan tutumlardır. Örneğin temizlik konusunda kesin bir baskı uygulamaz ve açık ya da gizli bir acımasızlıkla çocuğu zorlamazsanız, çocuk temizlik eğitiminden rahatsız olmaz. Sevildiğinden emin olması ve cezanın haklı olduğuna ve onu yaralama ya da küçük düşürme amacıyla yapılmadığına inanması koşuluyla ara sıra yapılan cezalandırılmalardan rahatsız olmaz.

Önemli olan şey engellemelerin kendinden çok engelleme tutumuna eşlik eden ruhtur.

Kendi ideallerinizden ve kaygılarınızdan arınarak çocuğunuzun bireysel farklarına, ilgi ve yeteneklerine uygun beklentiler oluşturun. Çocukların ihitacı sadece sevgi ve güvenlikten ibaret. Sevgiyi hatırlayın. Düşmanlık duygusunun bastırılıp kaygı yaratmasına ve nevroza dek giden zincirleme süreci başlatmasına engel olabilirsiniz.

Call Now ButtonHemen Ara